Categories:

KUZEYİN ÜVEY OĞLU: SANDER BERGE

 

Norveç futbolu, geçtiğimiz yıllarda bariz bir gelişim gösterdi. Kuzeyli takımların fiziksel üstünlüklerini kullanarak bariz bir takım disipliniyle oynadıkları futbol son yıllarda özellikle İzlanda ekolü ile gözler önüne serilmişti. İzlanda’nın düşüşe geçmesiyle Kuzey Avrupa ekolü bitti denilirken ortaya yeni bir cevher çıktı: Norveç. Altyapıya sürekli olarak bir yatırım yapan Norveç, Kuzey Avrupa ekolüne önemli bir eklemede bulundu: saf yetenek ve yüksek teknik.

Norveç futbol takımı, iyi oyuncular çıkaracağının sinyallerini Football Manager oyuncularının yakından tanıdığı Kristoffer Ajer ile vermeye başlamıştı. Bugün ise Borussia Dortmund forması giyen ve Avrupa’nın elit kulüplerinin gözdesi halinde olan genç süperstar Erling Haaland ile bu takımın sinyalleri ayyuka çıktı. Özellikle ülkemizde Trabzonspor forması giyen Alexander Sørloth, Real Madrid’den kiralık olarak gittiği Real Sociedad’da adeta bir elmas gibi parıldayan Martin Ødegaard ve Haaland, Avrupa basınında yakından takip edilen oyuncular.

Bu oyuncuların arkasında ise bir gizli kahraman edasıyla çalışan birisi var: Sander Berge. 2018 yılında temsilcimiz Beşiktaş ile Belçika temsilcisi Genk’in Belçika’da oynadığı karşılaşmada sonradan oyuna giren ve izleyenlerin beğenisini kazanan Berge, bundan 1 sezon sonra ise Premier Lig temsilcisi Sheffield United’a transfer oldu. İngiliz temsilcisi, bu transfer için kulüp rekoru olan 19,35 milyon poundluk bir bedel ödedi. Sheffield, diğer Avrupa kulüplerinin de takibinde olan Berge’yi elini çabuk tutarak kadrosuna kattı ve bunu bir fırsat transferi olarak görüyor. Wolves’un Ruben Neves transferinde yakaladığı başarıyı Berge’de yakalamak isteyen Sheffield, önümüzdeki yıllarda onu hiç şüphesiz astronomik bedellere Avrupa’nın devlerine satmak istiyor.

Öbür taraftan Norveç futbolunda da Haaland’ın inanılmaz sivrilişi ile Sander Berge geri planda kaldı. Ofansif oyuncuların daha çok para ettiği ve daha gözde olduğu futbol piyasasında Berge, bu sebeple gereken ilgiyi çekemedi. Adeta üvey evlat muamelesi görüyor. Oysa ki futbol kamuoyunun geçmişten alması gereken bir ders vardı; ilk Los Galacticos, takımın tabiri caizse pis işlerini yapacak Claude Makelele gelmeden önce beklenen performansı gösterememişti. Üstelik bu tek örnek de değil. Premier Ligde namağlup şampiyon olmuş tek takım olan Invıncibles lakaplı Arsenal da Dennis Bergkamp’ın yanı sıra Patrick Viera’nın perde arkasındaki katkılarıyla bu başarıyı gösterebilmişti. Siz futbol takipçilerinin de bildiği üzere Arsenal, o dönem kazanamadığı maçları kilitleyip kaybetmemiş, bunu da Viera sayesinde başarmıştır. Bu bağlamda Sander Berge’nin üvey değil asıl öz evlat olduğu Haaland’ın tek başına maçları kazanamadığında anlaşılacaktır zira Norveç orta sahası tamamen Berge’nin sırtına yaslanmış durumda.

Son olarak şunları dile getirmek gerekir ki üvey evlat muamelesi yaptığımız fakat ailenin tüm yükünü çeken o orta saha oyuncularının değeri, onları kaybettiğimizde anlaşılacak. Kim bilir, Sander Berge bir gün futbolu bıraktığında Real Madrid’in Xabi Alonso’nun yerini, Juventus’un Pirlo’nun yerini dolduramadığı gibi kulübü tarafından yeri doldurulamamış bir oyuncu olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir