Categories:

Yaşayan Efsane

Futbol dünyasından birçok efsane kaleci geldi geçti. Her biri bizlerin üzerinde unutulmaz izler bıraktı. Cıvıl cıvıl forma modelleriyle futbola renk katan kalecilerle keyifli anlar yaşadık. Modern kaleciliğin öncülüğünü yapanları örnek aldık. Ceza sahası dışına çıkıp futbolcu gibi pas yapan, çalım atan hatta driplingle orta sahayı geçerek gol pozisyonu yaratmaya çalışan, dahası akrep hareketiyle yürekleri hoplatan sıra dışı kalecilerle tarifsiz heyecanlar yaşadık. Golcüleri kıskandıracak sayıda frikik ve penaltı golleri atan kalecileri takdir edip saygı duyduk.

Olağanüstü kurtarışlarıyla maça damgasını vuran kalecilerin yanı sıra insanı şoke eden hatalarıyla takımını yakanlara da şahit olduk. “Deli” ve “yalnız adam” apoletiyle özdeşleştirilen bu özel insanlar futbol oyununun kilit ismi olma özelliklerini her dönemde sürdürdüler. İşte bu özel insanlardan bir tanesi ülkesi dünya kupasına gitme şansını kaybedince göz yaşları içinde milli takıma veda etti.

Gianlugi Buffon…

Kalesinde o kadar derin ayak izleri bıraktı ki arkasından gelen genç kalecilerin o izleri takip etmesi hiç de zor olmayacak…

17 yaşında bir genç yetenek olarak izlemeye başladığımız Gianluigi, saha dışı tutumuyla da taraflı tarafsız bütün futbol severlerin gönlünü fethetmeyi başardı. Son Avrupa Şampiyonası’nda İtalya Almanya’ya elenince evine dönmek zorunda kalan İtalyanlar çok üzgündü. Maç sonu stadyum dışında toplanmış olan taraftarlara samimiyetle sarılarak üzüntülerini paylaşan bir isim vardı. İtalya milli takımının kaptanı ve kalecisi Buffon.. Biz Türklerin “adam” diye ifade ettiğimiz insani yönü çok yüksek ve son derece yürekten bir davranış sergiledi.

Acıyı paylaşmayı bilen bu isim kazanılan bir maç sonrasında taraftarların olduğu kaleye doğru yöneldi. Koşarak kalenin üst direğine barfiks çekecekmiş gibi sıçradı. Kendini yukarıya doğru çekerek tüm coşkusunu ve sevincini taraftarlarıyla paylaşmayı dolu dolu yaşadı. Hatta bir defasında direği tutamayıp düşmüş, o hali bile insanlara son derece sempatik görünmüştü. Üzüntüyü de sevinci de tüm doğallığıyla yaşamayı başaran efsane adam kitap okuma alışkanlığı ve sanata olan merakıyla da entelektüel bir kimlik oldu.

Saha içerisine dönecek olursak; bizlere öncelikle istikrarın ne demek olduğunu öğretti. Maç oynanırken enerjisini öyle bir yansıttı ki güzel ve etkili saha içi iletişiminden örnekler sundu. Yıllar boyu yaptığı kritik kurtarışlarıyla gönüllerde taht kurarken birçok kaleciye de ilham kaynağı oldu. Meritokrasiye olan inancı ve bağlılığıyla, adalet ve liyakat yanlısı olduğunu gösterdi. Buffon’u iyi bir şekilde mercek altına aldığımızda kaleciliğin yalnızca saha içiyle sınırlı olmadığını görüyoruz. Yüksek performans ve istikrarın sadece antrenmanla elde edilemeyeceğini davranış biçiminden anlamamız mümkün oluyor.

Eğer kaleciliğin bir felsefesi varsa Buffon’da filozof olmayı başarmış bir insandır. Kalecilerimize de ilham kaynağı olmasını arzu ediyor, yükselişe geçme aşamasında olan Türk kaleciliğimizin en zirvede yer almasını diliyorum…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir